2 Temmuz 2012 Pazartesi

Karabasan Gibi, Değil Gibi

Bir saat kadar önce, hayatımın en ilginç olaylarından birini yaşadım. Akşam saat sekiz civarı epey doyurucu bir yemekten sonra salondaki kırmızı kanepede uyuyakaldım.

Sınıfta endüstriyel işlemler dersini işliyorduk ve sınıf arkadaşım Tuncer, hocaya saçma sapan bir şeyler soruyordu; sanki hocayla dalga geçiyordu. En önemlisi de sesi Morgan Freeman'ın sesiydi. Benzemiyordu onun sesiydi. "Olum Tuncer, sesine n'oldu?" dediğimde yüzünde ürkütücü bir ifade vardı ve beni sallamadı. Hoca Tuncer'e çocukların yaptığı gibi saçma ağız hareketleri yapıyordu, Tuncer de bu hareketlere Filmlerdeki kötü karakterler gibi şeytani bir gülümsemeyle karşılık veriyordu. Ortada çok tuhaf şeyler vardı. Sanki ikisinin de içinde başka birileri vardı.(ertesi gün tam bu kısımları psikiyatristime anlattığımda "korku filmi izliyordun sanki değil mi?" diyecek ve süper özetleyecek) Dersten nası çıktığımı hatırlamıyorum ama gerçekte okulda hiç olmayan bir tuvalete gittim. Her yer kahverengiydi. Tuvalet olduğunu biliyordum ama ortada lavabodan başka bir şey yoktu.



Penceresi bile olmayan kahverengi bir kutuydu adeta. Koridordan sesler geliyordu ben de kapıyı kilitledim. Arkamı döndüğümde diğer sınıf arkadaşım Çağlayan'ı gördüm. Onun da yüzünde başkasıymış gibi ürkütücü bir ifade vardı. Kapıyı kilitlediğime emindim ve "bu kadar gariplik neyse de bu gerçek olamaz; duvardan mı geçti amk" diye söylendiğimde uyandım. Uyandım uyanmasına da hepsi rüyaymış dememe fırsat olmadı çünkü üstümde biri vardı. (Şuan bunları evde yalnız başıma yazarken bir anda elektrikler gitti ve korkudan altıma sıçtım resmen.)

Yüzünü ve vücudunu görmek ile görmemek arasındaydım. Ben sırt üstü yatıyordum ve o üstüme oturmuş elleriyle kollarımı tutuyordu. Ev arkadaşım olduğunu düşündüm ve; "napıyosun olum?" dedim ama tınlamadı. Biraz zorlayıp üstümden atmaya çalıştım ama çok güçlüydü. Sonra aklıma bunun karabasan olabileceği geldi. Karabasan olgusuna benzer şeyler yaşadığını söyleyen biriyle aramda geçen tartışmayı hatırladım. Ona yaşadığı şeyin uyku felci olduğunu söylediğimde, O zaman bana beni tuttuğu yerlerdeki morlukları nası açıklayacaksın? diyerek yaşadığı şeyin farklı olduğunu söylüyordu.

Karabasan olgusunu, uyku felcini ve farklarını düşündüm. Yaşadığım şey ikisinden biri olmalıydı ve ikisinde de eninde sonunda uyanacaktım ve uyandığımda elimde bolca bilgi olmasını istediğim için deneyebileceğim her şeyi denedim. Bu sayede merakımı gidermiş olacaktım. Aslında bu kadar çok şeyi düşünebildiğime bakmayın olay gerçekten çok korkutucu. Korku filmini yaşamak gibi bir şey. Hani bazen öyle şeyler olur ki kelimelerle anlatmak, tasvir etmek mümkün olmaz, işte bu durum için de "korkutucu" kelimesi biraz hafif kalıyor.

-yazının bundan sonrasını aylar sonra anca yazıyorum-


                                          -Resim 3a: Olay mahali koltuk-
Neyse, üstümdeki şeyden ne kadar zorlarsam zorlayayım kurtulamıyordum. Tüm gücümle bağırıyorum biri duysun diye ama sanki ses tellerim yerinde yok, hava üflüyorum. Onu görmeye çalışıyorum ama ne görüyorum diyebilirim ne de görmüyorum. Sanki o sırada beyne müdahale ediyorlar. Bir gözümü kapayıp bakıyorum ve yüzümün kapattığım tarafını görüyorum. Diğer gözümü kapadığımda da aynı şekilde diğer yanı görüyorum. Sonra karşımda benle boğuşan kişinin ben olduğuna karar verdim. O anın kafasıyla yaptığım göz denemesi de acaba beynimin iki yarısı birbiriyle mi çatışıyor ( sol sağ lop, sağ göz de sol lop tarafından kontrol edilir diye biliyorum ) dedirtti. Bu süper zeka(!) tespitim ve karşımdakinin ben olduğuna karar vermem beni epey rahatlattı.

Vücudumdaki tüm kasları kendi haline bırakmış nefesleniyorken aniden çınn diye
tekrar uyandım. Korkaraktan "sıktı bu inception amk kaç kere uyancam lan" diye söylendim. Nasıl bir şartlanmaysa artık bi süre hiç kollarımı falan oynatmadan sadece bakındım. Filmin en ürkütücü yeri işte tam da burası: uyandığım kanepe boğuştuğum koltuğun karşısıydı. Gerçekliğine yemin edebileceğim bir boğuşmayı az önce yaşamıştım, kollarım da sanki taş taşımış gibi kasılmıştı ve ağrıyordu ama uyandığım yer tam karşısıydı( aynı zamanda uykuya daldığım kanepe ) Bu uyanışın gerçek ve son uyanış olduğunu anlamaya çalışmak için türlü saçma hareketler yaptıktan sonra bi sigara yakıp tırsa tırsa bu konuda tecrübelerini sık sık dinlediğim birini aradım. Sonrasında da daha önce söylediğim gibi bunca olayın üstüne elektrikler kesildi için
arkadaşıma kalmaya gittim.

Ertesi gün yaşadıklarını düşünmekten beyni yorulmuş halde genç adam olayları psikiyatristine anlatır. Psikiyatristi de onu gülümseyerek dinledikten sonra ona "hipnopompik halusinasyon" gördüğünü söyler. "Nasıl göz duyusu görüntü şeklinde halusinasyon yaşatır, duyma olmayan sesler duymamıza yol açar işte kasları da hiç kullanmasak dahi hissederiz. Buna derin duyu deriz; uzaysal bir duyudur sana bulunduğun uzayı hissettirir, derin duyu kafayı yediğinde de işte derin duyu halusinasyonu oluşur." der. Genç adam daha sonra hekimiyle cinler periler ve bilimselliik üstüne gider ayak iki çift sohbet eder ve laboratuvara yetişmek için ayrılır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder